| Öyküler |
 |
Kızıl
ve Tüy
/ Kadınlar hakkında bildiklerinizi bir kenara koyun şimdi.
Kadınlar hakkında bir şeyler bilmek güzeldir ama bildiklerinizin
öğreneceklerinizi engellemesini istemiyorum.
Ne zaman Kızıl’dan bahsetmek istesem içimi garip bir endişe
kaplıyor. Endişeleniyorum çünkü onu yanlış anlamanızdan
çekiniyorum. |
|
|
 |
| Raveillanpfer
/ Tam bu sırada üç oğlanın da belirli nedenlerle sevecekleri
kız tren istasyonuna ayak basmıştı. Birbirine fazlası
ile uzak ama bir o kadar da ortak bir paydada bağlı bu
üç oğlanın sevdikleri kız tam o an Samirin Tren İstasyonu’na
ayak basmıştı işte. Ve bunu ne fahişenin oğlu Eralin,
ne Selena’nın şuan on altısındaki oğlu Yuvela ve ne de
şu bizim kaçık ölümlü Brebolin biliyordu... |
|
|
 |
Ayna
/ Duvarlar düşünce nefesin sürecek mi? Nefesin toza vuracak
mı, bulutlar yapacak mı çapaklı gözlerinin korkuyla gördüğü
enkazlar arasında? Yanaklarında korkudan ölmüş birkaç
damla gözyaşı ve ellerinde sarsıntılarla uçuşmuş günahlarının
çarpık bacakları… Kırıklarını aldırdığın kalbin portmantoda
asılı kaldı, ne demeli? Garip, garip diye geçirirsin içinden...
|
|
|
 |
| Kapı
Kapandı / Oklinos okunu fırlattı. Atıp da vurduğu
bir şey yoktu aslında. Olimpos Dağı’nın etekleri şimdi
binlerce vızıltı ile kalabalıklaşmıştı. Zaman akıp gitti
Olimpos Dağı’nın eteklerinden yukarı…Henüz mavi olduğu
sanılan gökyüzü vardı o zamanlar ve ne derinlik ne de
sosyo-ekonomik konular kimse tarafından bilinmiyor ve
böylece tartışılamıyordu... |
|
|
 |
| Ömrün
Kuzeyine Yolculuk / Kollarımın ağırlaştığını
hissediyorum. Ölüm sıcak bir uyku gibi gelecek. Bu yüzden
sık sık uyuyorum. Yolculuğa çıkacağım o anın gelişi için
tehlikeli bir sabırsızlık içindeyim. Daha önceleri uykuyu
hiç bu kadar sevmezdim. Uyku benim için bir acı kaynağıydı.
Uyumak üzere yattığım her an aklım binlerce karmaşa ile
dolardı. Uykunun gelmediği o saatler boyunca o girdaplarda
döner dururdum... |
|
|
 |
| Korkudan
Sevgiye Yolculuk / Yıllar ve yıllar sonra,
büyük annemdeki tüm korkulara bir anahtar bulduğumda kendi
korkularıma da bir cevap bulmuştum aslında. Büyükannemle
yaşarken onun izleri ile şekillenmiştim, yani temelde
onun hisleri ile beslendim ve şimdi onları silmek imkansız,
bunu biliyorum sadece... |
|
|
 |
Okyanusun
Kızı ve Mavi Yunus / Üç beş dokuz...o orda
yaşardı. Sahi söylüyorum. Tam orada. Portakal
kokan ülkeden beş bin balina boyu uzakta ve kırmızı papatya
yetişen
dağlardan on yedi rüya kadar ötede... Tam orada... 42
ömür yenilecek kadar
yengeç barındıran, o devasa su kütlesinin tam ortasında...
|
|
|
 |
| Saklambaç
/ Ellerinde kocaman renkli meşeler, hani şu gözünüze dayayıp
gökyüzüne baktığınız ve alacalı bulacalı bir sürü renk
gördüğünüz, kraterlerin içinde keşiflere çıktığınız meşelerden.
Bazısı yetmiş beşlik bazısı yüzlük meşeler. Sarıya çalan
kırmızı bir toprak, beyaz spor ayakkabıları ile ayakta
bekleşen çocukları akşam yiyecekleri bir azar için hazır
kılmakta... |
|
|
 |
| Şehzade
ve Güzel / Bir vakit bir rüyalar aleminde,
gözlerinde nehirler akan bir şehzade vardı. Bal akardı
nehirlerden ve gözleri, sütün beyazıyla buğdayın sarısını
harmanlamış, parlak köpükler salan o baldan nehirleri
yansıtmazdı sadece… kırlangıçları almıştı üzerine, o baldan
küreler, kırçıl kırçıl olsun diye ve menekşelerin pasteli
ve sütle beslenen topraklarda biten gelinciklerin kırmızısı
ile yarışacak, minik minik benekler vardı o büyülü küreleri
zarafetle kaplayan bal ve kırçıl boyasını üzerinde... |
|
|
| Kısa-soyut yazılar |
 |
| Armut
Çekirdeği / armut çekirdeği kadar tek kalsak
burada yine bırakmasak kabuğumuzu yine desek yine dünyaya
gelsek bir çekirdek olamayız ama ya olursak ya yine aynı
günü yaşarsak yine aynı filizi verirsek ve hiç bilmeden
aynı olduklarını daha önce yaşandıklarını yine olanları
yaşarsak... |
|
|
 |
| Bekleyiş
/ Sarı kumlarda tekrar uyandığımda hemen doğruldum ve
öfkeyle bahçenin bulunduğu yere doğru koştum. Hala oradaydı.
Bu kez güzelliğe dalıp mantığımı yitirmeyeceğime dair
sözler veriyordum kendime. İlerledim. Bahçe bir yerde
sona erdi ve geniş bir toprak parçasında tek başıma yürümekte
olduğumu fark ettim. Etrafta başka bir canlı ya da herhangi
bir şey yoktu... |
|
|
 |
| Kabuk
/ Yontulmuş kahverengi şekilsiz bir tahta parçasının üzerinde
duruyorum. Etraf alabildiğine dağınık, pembe çoraplar
ve sarı bir çift terlik sanki şakalaşıyormuşçasına birbirine
dolanmış yatağın tam yanında uzanıyor. Duvarlardan yerlere
doğru süzülen hafif nemli bir hava odanın ortalarında,
keten perdelerin ardındaki aralık camdan içeri giren gün
ışığı ve ılık bir rüzgarla birlikte daha güvenilir bir
şekle bürünüyor... |
|
|
 |
| Küçük
Prens Yürümüş / Ardından da prensesin öptüğü
kurbağa gelmiş sessizce. Tüm o sessizlikte esen rüzgar,
kırlangıcın sevdiği sazı okşamış. Gökte koca bir yıldız
pervane şapkalı çocuğa gülümsemiş. Çocuğun altın saçlarından
biri kibritçi kızın avucuna düşmüş, kızın gülümseyen kiraz
dudaklarının kırmızısı da bir gülün yaprağına uzanmış.
Gülü koklayan cüce onu Pamuk Prenses’e götürmüş... |
|
|
 |
| Sarı
/ Sarı bir limon kabuğu üzerindeki minik çukurda başlasak |
|
|